Dönmüyor Dünya - Siyah Beyaz Kedi

sıkışan bir kalp
yaralanmış yada
öyle bir rol vermişler ona
acı çeken kadını oynuyor
hiç de duygusuz
bir o kadar ifadesiz
gizli saklı
yastık altlarında
soba borularında
yazmış oraya buraya
sizin için dönsede
benim için
dönmüyor dünya

Zaman Kısa - Momol

kalbimin eşiğinde bir ışık
solgun renkte; ama
karanlığımı aydınlatacak güçte
herşeye sitemkar bir ruh
benim yorgun ruhum,
bir anda uyanır ölü uykusundan
ardından beliriverir gözlerimde
çekimser, titrek bakışlar
ve
yüreğim usulca eğilir
düşlerimden kalanları toplar
zaman kısa...

Muhasebe - Necip Fazıl Kısakürek

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!!
Sen cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen...
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları;
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;
Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
Mavalları bastırdı devrim isimli masal.
Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin;
Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin!
Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!
Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?

Mutsuzluk Gülümseyerek - Cemal Süreyya


Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
Banliyo treninde rastladığımız
Sınav saatini kaçırmış liseli kız,
Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Ey otobüssever ey Troya yolcusu!
Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
O İB(ipekböceği) sesli kadını;
Birinin Grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

İki çay söylemiştik orda, biri açık,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Özgürlüğün Sonu - Yeraltından Şiirler

yüzünü gölgelemiş bir akşam
hüznünü avuçlarayarak ilişiyor yanağıma

yırtılıp gelen karanlığın tahammülsüz akşamı
kadınım(!) sus ve yalın bir şekilde iliş yanıma

yağmur yağar, düşler ilişir toprağa
ve döndüm sevda derken ellerine

biliyorum özgürlüğün sonu yok
daha da çok götürüyor kendinden
her kaybolunmuşluğun misyonu

ve peşine düşmeyeceğim dediğim hayatın
en umulmaz yerine iliştirdirirken yazdıklarımı

sürahiden içer gibi edip suyu
yavaş – yavaş yaklaşıyorum hüzünlü özgürlüklere

ne yalan şey şu aşk şarkıları
çakılırken ana fikri
özgürlüğüme

her akşam kendimden kaçtığımda
sadece sana sığınıyor düşlerim

Ben - Rtncvs

Sıradan fırtınaların kopardığı en ince dal
Yırtık gömleğin di'li geçmiş zamandan kopardığı son düğme
Umursamaz ve bir o kadar da sakin
Yıllandın ruhumda, tadı damağıma denk lezzetler misali
Gözyaşı hangi mendile yakışırdı unuttum
Sıradanlıktan uzak geldiği gibi yaşanan lüzumsuz günler
Gerekliliğin tanımına en uygun kelime nefes
Saklambaç oynarken düşürmüştüm ben misketlerimi
Çektiğim her kısa çöpte ebelenmekten uzaktı hayallerim
Aldığım, verdiğim, hesabını bilmediğim benliğim
Sınırsız heves ve hayal yığınıyla artık bir cesetten farksız.
Durduğum yerde olduğum gibiyim
Bugün yağmurun damlasının en son düştüğü yerde
Yarın ise yağmura seslenen nefeste usul usul teninde,gözlerindeyim.


Rtncvs

Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni Nâzım Hikmet

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...